Sinek ile karınca; "Sen mi daha kıymetlisin, ben mi kıymetliyim?" diye tartışmaya başlamışlar.
Sinek:
- Hey Allah'ım! diye söylenmiş. Nasıl olur da yerlerde sürünen bir böcek kendisiyle beni bir tutar? Kendini beğenme hastalığı bu zavallı yaratığı kör etmiş herhalde... Ben saraylara bile girer çıkarım. Senin sofrandayemek yerim. Senin adına kesilen kurbanların tadına önce ben bakarım. Karınca öylemi ya! Bir çarenin evine götürdüğü sadece bir saman çöpüdür.
Sinek sözünü bitirince karınca:
-Söyleyeceklerin bitti mi? Ogirdiğin saraylarda sana binlerce lanet okun-duğunu bilmez misin sen? Burnunu her yere sokarsın da nolur?Tamam biliyorum,kıralların ad üsttüne konarsın,eşeklerin de...Ama konmanla birlikte gebertilmen de bir olur.Sarayla övünmen boş yere.Saraydan sinekleri süpürüp atıyorlar.Sapır sapır dökülürsünüz soğuktan güçsüz düşüp. Bense o zaman yaşamın tadını çıkartırım. Emeklerimin meyvesini o zaman yeri. Dağlara, bayırlara çıkmam ne rüzgarı, ne de yağmuru umursamam kedersiz, tasasız yaşamı sürdürürüm bırak beni işime gideyim. Seninle dırdır etmekle ne ablarım dolar ne de dolabım, diye yanıt vermiş.
Aşağı doğru inmekte olan yolun sağ yanında geniş , yemyeşil bir çayır bulunuyordu... Bahar mevsimi geldğinde bu çayır , otlaklar , renk renk çiçeklerle bezenirdi. Zaman zaman meleyerek koşuşan kuzular , ordan oraya uçuşan kelebekler , çayıra ayrı bir güzellik veriyordu. İşte , bu doyumsuz güzellikteki çayırın içinde küçük bir papatya yaşamaktaydı. Küçük bir güneşi andıran bu papatya , günün sıcaklığı ve temiz hava içinde , mutlu bir hayat sürüyordu. Yolun diğer yanında bir kır evi grünüyordu. Bu evin gölsinde ise , kaba ve tökü kokulu iki çiçek yaşamaktaydı. Bu iki kaba ve çirkin çiçek , hasretle papatyaya bakar ve derin bir kıskançlık içinde iç çekerlerdi... Günlerden bir gün , küçük ve güzel bir kuş , papatyanın çevresinde bir süre uçtuktan sonra gelip yanına kondu. Küçük kuş papatyayı çok güzel bulmuş ve beğenmişti. Kuş ile papatya konuşup arkadaşlık ettiler.
Ayrılırken papatya , küçk kuşu gagasından çptü. İşte tam bu anda , elinde bıçak bulunan küçük bir kız geldi. Papatyayı yerinden söktü ve evine götürerek vazoya koydu... Akşam olunca , papatya yapraklarını kapatıp uykuya daldı. Sabah olupta gözlerini açınca , birde ne görsün! Küçücük kuş da yakalanmış ve odadaki bir kafesin içine konulmamış mı! Hemde ona bakarak aşk aşk şarkıları söylemekte! Papatya , küçük kuşun yardımına koşmak istiyordu , ama bunu nasıl başaracaktı?Bu sırada kuşu yakalayan çocuklar , kafesin çevresine çiçekler yerleştirmek istediler. Böylece başaka çiçeklerle papatyayı da alarak kafesin kenarına koydular. Çiçekli kafesin çevresine koymuşlardı ama , küçük kuşa su vermeyi unutmuşlardı... Zavallı kuş gece olunca susuzluktan ölecek hale gelmişti. Suszluğunu gidermek için kafesin çevresine konmuş olan otları yedi. Ama bu da küçük kuşun susuzluğunu gidermeye yetmedi. Küçük kuş , eğer papatyayı da yeseydi , susuzluğunu gidermiş olacaktı! Fakat , küçük kuş , hayatı pahasına da olsa , arkadaşı papatyaya dokunmadı. Acılar içnde ölüp gitti...Ertesi sabah çocuklar , küçük kuşun öldüğünü görerek ağlamaya başladılar...Evin bakçesinde büyükçe bir mezar hazırlayarak , güzel bir törenle onu gömdüler. Bu sırada , küçük kuşu sevmiş olan papatyanın kurumaya yüz tutmuş yaprakları , sokağın tozları arasında sürüklenip gidiyordu. Hiç kimse , küçük kuşu tünm kalbiyle sevmiş olan bu çiçeği düşünmedi...
23/9/2007 - Ispanak ilinin maydanoz ilçesine bağlı
ıspanak ilinin maydanoz ilçesine bağlı
domates köyünde acı biberlerin pusu kurarak şehit ettiği 17 patlıcan törenle mutfağa verildi ayrıca yaralanan 25 tane dolmalık biber tencere devlet hastanesine kaldırıldı köy muhtarı karpuzun verdiği bilgilere göre 8 uzun namlulu pırasa 3 göz yaşartıcı soğan ve patlamaya hazır 5 kilo mısır ele geçirildi gelen bilgiler arasında muhabirimiz salatalığın yoğurdun saldırısına uğrayarak cacık olduğu öğrenildi